Bunun kararını vermek bile çok zor,
Bazen sadece hayallerin peşinden gitmeye çalışmaktır, neyle karşılaşacağını bilmeden.
Korkar mı ki insan hayalleri gerçekleşince? Hem de çok korkar.
Hayallerimiz için attığımız her yeni adım bir öncekinden daha korkutucu olur.
Bunun nedeni hem zirveye yaklaştıkça zirvenin önemini kaybetmesi ihtimali, hem de hiç bilmediğiniz bir yolculuğa başlamaktır.
Önce evrak işleri canınızı çok sıkar, her an pes etmeyi düşünürsünüz ama içinizde biraz heyecan vardır.
Sonra ailenizin, sevdiklerinizin gitmemeniz için çabaladıklarını görürsünüz. Bu aslında sizi üzer, neden yanımda olmayıp da karşımda duruyorlar diye düşünürsünüz. Canınız o kadar yanar ki bazen acaba benim böyle mutlu olmam onları mutlu etmiyor mu diye düşünürsünüz.
Her şey tamamdır artık ve vedalaşma vakti gelmiştir. Herkes heyecanlıdır ama siz değilsinizdir.
Arkanızda o kadar çok şeyi bırakıyor olmak yahut da sonsuz olan korkularınız heyecanınızın üstünü tamamen örtmüştür. Tam olarak hissizleşmişsinizdir. Sorgularsınız kendinizi, hiçbir şey hissetmiyor olmam normal mi diye; ancak buna verecek bir cevabınız yoktur.
Yolculuk vakti gelmiştir, uzun bir yol bekliyordur sizi. Yol boyunca hayalden hayale dalarsınız. Hala aklınızda geri dönsem mi düşüncesi vardır. Bir anda kendinizi milyon tane farklı kültürün içinde bulursunuz. Her şey ama her şey o kadar farklıdır kı neye uğradığınızı şaşırırsınız.
Acılar başlar burada. Havalimanı’nda saatlerce pasaport kuyruğunda beklersiniz. Oradan çıkınca hani hep alışık olduğunuz gibi sizi bekleyen ya da karşılamaya gelen kimse yoktur. Yapayalnızsınızdır. Danışmaya gidip, elinizdeki adrese kem küm konuştuğunuz İngilizce ile nasıl gidebileceğinizi sorarsınız. Tarif ederler, kibar bir insana denk gelmiş olmak, azıcık içinize su serper. Gidersiniz metro durağına, bindiğinizde metroya koltuklar o kadar kirli gelir ki gözünüze oturmaya bile iğrenirsiniz. Avrupa’da yaşayan Türkiyeli göçmenlerin memleketimize kirli diyor olmaları kızdırır sizi. Bura bu kadar kirliyken nasıl olur da oraya pis diyebilirler diye düşünürsünüz.
Odanıza yerleşmeye çalışırsınız, yalnız kalacaksanız çok şanslısınız; ama biriyle odayı paylaşacaksanız alışma süreciniz biraz daha zorlu olacak büyük bir ihtimalle. Evler, sokaklar hatta banyodaki çeşmeler bile farklıdır. Banyoda gider olmadığını fark edince ne kadar şaşırdığımı bilemezsiniz.
Mutfak için alışveriş yapmaya çıkarsınız. Sancılı bir süreç olur bu da, eğer yiyecekler helal mi haram mı diye önemsiyorsanız. Alacağınız her şeyin önce tek tek içeriğini okursunuz. Markaların çoğu tanıdık değildir, içerik okumak yetmezmiş gibi iyi olan hangisi diye kafa yorarsınız sonrasında ise deneme yanılma yöntemiyle daha iyi olanı keşfedersiniz. Bazen sofra tuzu diye aldığınız, bildiğiniz kaya tuzu olabilir.
Yurtdışında yaşamaya başlamak işte böyle bir şey, milyon tane duygunun bir arada yaşandığı ve bazen ise isimlendirilemediği bir süreç.
27 Haziran 2015
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder