Gülümsemek, İngiltere'de en çok sevdiğim şey. İnsanlar, tanımadıkları kişileri de görünce gülümsüyorlar. Hani İslam'da tebessüm etmenin sadaka olduğu geçer ama biz tanımadıklarımıza hatta tanıdıklarımıza bile gülümsemeyiz ya burada tam tersi. Herkese gülümsüyorlar.
Ben otobüste genelde, asık suratlı olan ya da yanına birinin oturmasını istemediğini hissettiğim yahut Müslümanlara karşı önyargısı olduğunu düşündüğüm insanların yanına gidip otururum. Neden diye sorarsanız, sanırım o kötü enerji gitsin diye ya da bazen gıcıklığına yapıyorum. Neyse bugün, bence beni gördüğünde yanına oturmamı istemeyen orta yaşlı bir kadının yanına gidip oturdum. Tabii araya bi mesafe koyarak. Kulaklığım vardı, müzik dinliyordum ve biraz da canım sıkkındı aslında. Kafamdan da dün Londra'da olan çatışmadan dolayı, acaba bu kadın Müslümanları suçluyor mu, şu an nasıl hissediyor gibi sorular geçiyordu. Bir yandan da üzülüyordum, bize karşı antipati oluşturma ihtimallerini düşünerek. Ben bu düşüncelere dalmışken, kadın inecekti ve benden müsaade istedi geçmek için. Ben de hemen kalkıp yol verdim. Dönüp yüzüme baktı, gülümsedi ve teşekkür etti. Bir anda ne kadar sevindiğimi anlatamam.
Ee bunda ne var sevinecek diyebilirsiniz. Aklınızdan benim aklımdan geçenler geçse ve o gülümsemenin aslında endişelerimin boşuna olduğunun göstergesi olduğunu düşünseniz, o gülümseme sizi de mutlu ederdi. Evet ben mutlu oldum, o gülümsemeyle. Otobüsten inip markete girdim, o mutlulukla. Herkese gülümsemeye başladım; çünkü bana gülümsemenin önemini hatırlatmıştı o kadın.
Belki o kadın için o anki gülümsemenin hiçbir anlamı yoktu; ama benim için vardı. Sözüm o ki bazen yapmacık da olsa hep gülümseyin. Karşınızdakini kim bilir hangi derdinden anlık bile olsa uzaklaştırabileceğinizi düşünün. Bir anlık mutlu edebilmek bile hem bizim hem de karşımızdakinin iyi hissetmesini sağlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder