Açık görüşlü ya da açık fikirli yahut anlayışlı olabilmek
İnsanların çoğu önyargılıdır bazı şeyler için. Mesela kendini dindar olarak tanımlayan Müslümanlar, alkol kullananlara karşı önyargılıdırlar hatta alkol kullanan biraz uzak kalıyor başını biraz "modern tarzda" bağlayana karşı bile önyargılı olabilirler. Peki bu önyargının sebebi nedir?
Kendimizden olmayan insanları çok rahat yargılayabilme özelliğimiz sebeplerden biri. Sosyal psikolojide "in-group favouritism and out-group unfovouritsm" diye iki kavram vardır. Bu kavramlar şunu ifade ediyor, insanlar kendi grubuna ait gördükleri hakkında daha olumlu düşünürken başka gruba ait olanlara karşı ise daha olumsuz düşüncelere sahiptirler. Yani biz kendimizden olmayanın kötü olduğunu düşünme özelliğine sahibiz, maalesef.
Bir başka sebep ise aslında öteki-grup dediğimiz insanlarla olan ilişkimizin sınırlılığı hatta ilişkimizin hiç olmamasıdır, diyebiliriz. Yani ben bugün eğer alkol kullanan biriyle biraz yakın ilişki kurmamışsam onun iyi olabileceğini düşünme ihtimalim çok azdır; çünkü yetiştiğim çevre bana hep alkolün ve alkol kullananların kötü olduğunu söyledi. Zihnimde alkol ve kötülük eşleşmiş gibi. Ee benim buna dair bir tecrübem de olmayınca yani hiç alkol kullanan biriyle samimi bir ilişkim olmayınca, bütün alkol kullananlar benim için kötü insan kategorisine girdi. (Ben böyle düşünmüyorum, sadece meseleyi izah etmek için ben diye örnek veriyorum, yoksa benim samimi olduğum ve alkol kullanan insanlar var)
Diğer bir sebep ise her şeyin doğrusunu biz biliyoruz gibi düşünmemiz. Her şartta her koşulda tek bir doğru olma ihtimali üzerinden hareket etmemiz. Mesela, ben bir şeyin yanlış olduğunu biliyorsam o kesinlikle yanlıştır. Evet, belki yanlıştır her koşulda benim yanlış bildiğim şey; ama peki karşımdaki insanın geçtiği süreçlerin yani psikolojik yapısının içinde bulunduğu koşulla hiçbir ilgisi yok mu? Emin olun ki var. Herkes dünyayı kendi penceresinden algılar ve kendi dünyasını kendisi şekillendirir. Bu da demek oluyor ki o kişiyi yargılamadan önce, o yanlışa nasıl gittiğini bulmak gerek ya da o yanlış hakkında aslında onun ne hissettiğini öğrenmek gerek. Bir de insan sadece birkaç şey üzerinde değerlendirilemeyecek kadar üstdüzey yaratılmış bir varlıktır. Yani insanı bir bütün olarak ele almak gerek.
Konudan saptım gibi, toparlayayım.
Demişim aylar önce, açıkçası tam hatırlamıyorum, o an bunu nereye bağlamak istediğimi. Ancak şu an düşündüğüm bunu açık fikirli, görüşlü ve anlayışlı olmakla ilişkilendirmem gerektiği. O nedenle şöyle devam edeyim:
İşte sahip olduğumuz ya da sahip olunan bu önyargılı bakış açısı insanı açık fikirli, görüşlü yahut anlayışlı olabilmekten uzaklaştıran bir etken. Eğer her şeyin doğrusunu bildiğinizi düşünüyorsanız, başkalarının görüşlerine pek de açık olamazsınız.
1 Kasım 2017 Çarşamba
18 Mayıs 2017 Perşembe
Keşke ben bir bulut olsaydım
Bulut olmak isterdim
Aydınlık bir ülkede
Hep güneşi görebileceğim bir yerde
Arada bir yağmurlu olacaktı hava
Benim rengim değişecekti
Üzgün hissedecektim
Ama bu durumun geçici olduğunu bilecektim
Çünkü benim güneşim yine beni aydınlatacaktı
Arada bir konumum değişecekti
Başka diyarlara sürüklenecektim
Ama hiçbir zaman ondan kopmayacaktım
Onun varlığından hep emin olacaktım
Keşke ben güneşe aşık bir bulut olsaydım
Keşke ben, hep varlığına emin olacağım güneşe aşık olsaydım
Keşke ben, her üzüldüğüm anda güneşimin tekrar ortaya çıkacağından emin olan bir bulut olsaydım
Keşke ben...
Keşke ben bir bulut olsaydım
24 Mart 2017 Cuma
Gülümsemek
Gülümsemek, İngiltere'de en çok sevdiğim şey. İnsanlar, tanımadıkları kişileri de görünce gülümsüyorlar. Hani İslam'da tebessüm etmenin sadaka olduğu geçer ama biz tanımadıklarımıza hatta tanıdıklarımıza bile gülümsemeyiz ya burada tam tersi. Herkese gülümsüyorlar.
Ben otobüste genelde, asık suratlı olan ya da yanına birinin oturmasını istemediğini hissettiğim yahut Müslümanlara karşı önyargısı olduğunu düşündüğüm insanların yanına gidip otururum. Neden diye sorarsanız, sanırım o kötü enerji gitsin diye ya da bazen gıcıklığına yapıyorum. Neyse bugün, bence beni gördüğünde yanına oturmamı istemeyen orta yaşlı bir kadının yanına gidip oturdum. Tabii araya bi mesafe koyarak. Kulaklığım vardı, müzik dinliyordum ve biraz da canım sıkkındı aslında. Kafamdan da dün Londra'da olan çatışmadan dolayı, acaba bu kadın Müslümanları suçluyor mu, şu an nasıl hissediyor gibi sorular geçiyordu. Bir yandan da üzülüyordum, bize karşı antipati oluşturma ihtimallerini düşünerek. Ben bu düşüncelere dalmışken, kadın inecekti ve benden müsaade istedi geçmek için. Ben de hemen kalkıp yol verdim. Dönüp yüzüme baktı, gülümsedi ve teşekkür etti. Bir anda ne kadar sevindiğimi anlatamam.
Ee bunda ne var sevinecek diyebilirsiniz. Aklınızdan benim aklımdan geçenler geçse ve o gülümsemenin aslında endişelerimin boşuna olduğunun göstergesi olduğunu düşünseniz, o gülümseme sizi de mutlu ederdi. Evet ben mutlu oldum, o gülümsemeyle. Otobüsten inip markete girdim, o mutlulukla. Herkese gülümsemeye başladım; çünkü bana gülümsemenin önemini hatırlatmıştı o kadın.
Belki o kadın için o anki gülümsemenin hiçbir anlamı yoktu; ama benim için vardı. Sözüm o ki bazen yapmacık da olsa hep gülümseyin. Karşınızdakini kim bilir hangi derdinden anlık bile olsa uzaklaştırabileceğinizi düşünün. Bir anlık mutlu edebilmek bile hem bizim hem de karşımızdakinin iyi hissetmesini sağlar.
Ben otobüste genelde, asık suratlı olan ya da yanına birinin oturmasını istemediğini hissettiğim yahut Müslümanlara karşı önyargısı olduğunu düşündüğüm insanların yanına gidip otururum. Neden diye sorarsanız, sanırım o kötü enerji gitsin diye ya da bazen gıcıklığına yapıyorum. Neyse bugün, bence beni gördüğünde yanına oturmamı istemeyen orta yaşlı bir kadının yanına gidip oturdum. Tabii araya bi mesafe koyarak. Kulaklığım vardı, müzik dinliyordum ve biraz da canım sıkkındı aslında. Kafamdan da dün Londra'da olan çatışmadan dolayı, acaba bu kadın Müslümanları suçluyor mu, şu an nasıl hissediyor gibi sorular geçiyordu. Bir yandan da üzülüyordum, bize karşı antipati oluşturma ihtimallerini düşünerek. Ben bu düşüncelere dalmışken, kadın inecekti ve benden müsaade istedi geçmek için. Ben de hemen kalkıp yol verdim. Dönüp yüzüme baktı, gülümsedi ve teşekkür etti. Bir anda ne kadar sevindiğimi anlatamam.
Ee bunda ne var sevinecek diyebilirsiniz. Aklınızdan benim aklımdan geçenler geçse ve o gülümsemenin aslında endişelerimin boşuna olduğunun göstergesi olduğunu düşünseniz, o gülümseme sizi de mutlu ederdi. Evet ben mutlu oldum, o gülümsemeyle. Otobüsten inip markete girdim, o mutlulukla. Herkese gülümsemeye başladım; çünkü bana gülümsemenin önemini hatırlatmıştı o kadın.
Belki o kadın için o anki gülümsemenin hiçbir anlamı yoktu; ama benim için vardı. Sözüm o ki bazen yapmacık da olsa hep gülümseyin. Karşınızdakini kim bilir hangi derdinden anlık bile olsa uzaklaştırabileceğinizi düşünün. Bir anlık mutlu edebilmek bile hem bizim hem de karşımızdakinin iyi hissetmesini sağlar.
9 Mart 2017 Perşembe
Farklı bir ülkede yaşamaya başlamak
Bunun kararını vermek bile çok zor,
Bazen sadece hayallerin peşinden gitmeye çalışmaktır, neyle karşılaşacağını bilmeden.
Korkar mı ki insan hayalleri gerçekleşince? Hem de çok korkar.
Hayallerimiz için attığımız her yeni adım bir öncekinden daha korkutucu olur.
Bunun nedeni hem zirveye yaklaştıkça zirvenin önemini kaybetmesi ihtimali, hem de hiç bilmediğiniz bir yolculuğa başlamaktır.
Önce evrak işleri canınızı çok sıkar, her an pes etmeyi düşünürsünüz ama içinizde biraz heyecan vardır.
Sonra ailenizin, sevdiklerinizin gitmemeniz için çabaladıklarını görürsünüz. Bu aslında sizi üzer, neden yanımda olmayıp da karşımda duruyorlar diye düşünürsünüz. Canınız o kadar yanar ki bazen acaba benim böyle mutlu olmam onları mutlu etmiyor mu diye düşünürsünüz.
Her şey tamamdır artık ve vedalaşma vakti gelmiştir. Herkes heyecanlıdır ama siz değilsinizdir.
Arkanızda o kadar çok şeyi bırakıyor olmak yahut da sonsuz olan korkularınız heyecanınızın üstünü tamamen örtmüştür. Tam olarak hissizleşmişsinizdir. Sorgularsınız kendinizi, hiçbir şey hissetmiyor olmam normal mi diye; ancak buna verecek bir cevabınız yoktur.
Yolculuk vakti gelmiştir, uzun bir yol bekliyordur sizi. Yol boyunca hayalden hayale dalarsınız. Hala aklınızda geri dönsem mi düşüncesi vardır. Bir anda kendinizi milyon tane farklı kültürün içinde bulursunuz. Her şey ama her şey o kadar farklıdır kı neye uğradığınızı şaşırırsınız.
Acılar başlar burada. Havalimanı’nda saatlerce pasaport kuyruğunda beklersiniz. Oradan çıkınca hani hep alışık olduğunuz gibi sizi bekleyen ya da karşılamaya gelen kimse yoktur. Yapayalnızsınızdır. Danışmaya gidip, elinizdeki adrese kem küm konuştuğunuz İngilizce ile nasıl gidebileceğinizi sorarsınız. Tarif ederler, kibar bir insana denk gelmiş olmak, azıcık içinize su serper. Gidersiniz metro durağına, bindiğinizde metroya koltuklar o kadar kirli gelir ki gözünüze oturmaya bile iğrenirsiniz. Avrupa’da yaşayan Türkiyeli göçmenlerin memleketimize kirli diyor olmaları kızdırır sizi. Bura bu kadar kirliyken nasıl olur da oraya pis diyebilirler diye düşünürsünüz.
Odanıza yerleşmeye çalışırsınız, yalnız kalacaksanız çok şanslısınız; ama biriyle odayı paylaşacaksanız alışma süreciniz biraz daha zorlu olacak büyük bir ihtimalle. Evler, sokaklar hatta banyodaki çeşmeler bile farklıdır. Banyoda gider olmadığını fark edince ne kadar şaşırdığımı bilemezsiniz.
Mutfak için alışveriş yapmaya çıkarsınız. Sancılı bir süreç olur bu da, eğer yiyecekler helal mi haram mı diye önemsiyorsanız. Alacağınız her şeyin önce tek tek içeriğini okursunuz. Markaların çoğu tanıdık değildir, içerik okumak yetmezmiş gibi iyi olan hangisi diye kafa yorarsınız sonrasında ise deneme yanılma yöntemiyle daha iyi olanı keşfedersiniz. Bazen sofra tuzu diye aldığınız, bildiğiniz kaya tuzu olabilir.
Yurtdışında yaşamaya başlamak işte böyle bir şey, milyon tane duygunun bir arada yaşandığı ve bazen ise isimlendirilemediği bir süreç.
27 Haziran 2015
Kaydol:
Yorumlar (Atom)