6 Ağustos 2018 Pazartesi

Kendinden fazla düşünmek

Türüne karar veremediğim hikayemsi bir yazı

Kemal, genç bir delikanlıdır ve o günlerde, ailesi uygun gördüğü bir kadınla onu evlendirmeyi düşünmektedir.  Kemal'in ailesinin isteyeceği gelin ile onun evlenmek isteyeceği kişinin özelliklerinin aynı olma ihtimali olmamasına rağmen, Kemal ailesini kırmak istemediğinden olumsuz bir şey demez. Kemal'in aklından geçen de şudur: "İkimiz de zamanla değişip gelişiriz ve anlaşırız". Biraz ütopik bakar hayata ve onun nezdinde ailesi her şeyden önemli olduğu için ilerisini görememektedir.

Bir gün dayısının yanına gider. Dayısı elli yaşlarında, pek çok badireler atlatmış ve Kemal'in de fikirsel olarak çok etkilendiği ve de sevdiği bir adam. Muhabbet ederlerken Kemal dayısının evlilik hakkında ne düşündüğünü sormak ister. Aslında Kemal çoktan kararını vermiştir; ancak dayısının ağzını da aramak ister ondan onay beklercesine. Ancak o gün dayısından duydukları onu çok şaşırtır. Dayısı, o gün Kemal'e yıllar önce yaşadığı talihsiz bir olayı anlatır. O güne kadar pek kimse duymamıştır, bu olayı. Halbuki dayısının yıllardır üzgün olmasının ve de vicdan azabı çekmesinin en büyük sebebi bu olaymış.

Mevzuyu anlatmak dayısı için aşırı zormuş. Bunun sebebi, dayısının hem çok gururlu olması hem de hala o zamanlarda yaşadıklarını unutamamasıymış. Mevzunun aklından çıktığı tek bir saniye olmamış ki unutabilsin. Gerçi unutmak da istemiyormuş, kendini cezalandırırcasına.

Meselenin ne olduğunu merak ettiğinizi hisseder gibiyim, o yüzden dayının ağzından anlatmaya başlıyorum.

Oğlum, yıllar önceydi. Ben, risk almaktan kaçındım ve sevdiğim kadını da üzmeyeyim diye terk ettim. Kendimce onu terk edince üzülmeyecekti. Onun yanına gitmeye cesaretim yokken onunla görüşmeye devam etmeye çalışmamın onu üzdüğünü düşünüyordum. Benim kafam çok karışmıştı evladım, hayatımın aşkını bulmuştum ama başkalarının sözleri benim kafamı karıştırmıştı. Kafam karıştığı için de sevdiğim kadınla arama biraz mesafe girmişti. Tabii, ona söyleyemedim kafamın karıştığını. Sebebini bilmediği mesafe ise onu gerdi ve tepki vermesine sebep oldu. Tepki derken bu durumun onu üzdüğünü ifade etti. Ben de çok akıllıyım ya dedim ki madem onu mutlu edemiyorum, hayatından çıkayım. Başlarda üzülür; ama sonra alışır, onu mutlu edecek başka biriyle olur. Başka biri diye düşününce bile parçalanıyordu içim. Hiç ona danışmadan ikimizin de adına karar vermiştim ben. Kendimce onu korumuştum çok sevdiğim için.

Sonra gün be gün sevdiğim kadının eridiğine şahit oldum, öyle tahmin ettiğim gibi hemen atlatamadı.  Benim düşündüğümden çok seviyormuş beni; ama ben hala kararımda diretmeye devam ediyordum; çünkü ben onu üzmemeliydim.

Risk almaktan kaçındım dedim ya bunun bir sebebi de benim rahatımdan vazgeçmek istemeyişimdi. Diyeceksin ki dayı bu kadar çok sevmene rağmen mi, evet oğlum bu kadar çok sevmeme rağmen bencil davrandım ben. O zaman bunun bencillik olduğunun farkında değildim, kendimce ona iyilik yapmıştım.

Neyse devam edeyim, aradan yıllar geçti ve ben uzaktan uzaktan sevdiğim kadını takip ediyordum bir şekilde. Çalışmaya başladı, işi için şehir şehir gezdi. Her gittiği yerde, o kadar korkuyordum ki ya istediği gibi birine denk gelip de aşık olursa diye. Gittiği ortamlarda, onun isteyeceği tarzda insanların sayısı çok fazlaydı. Ben her seferinde çok korktum; ama o hiç evlenmedi diye kimseye aşık olmadığını düşündüm.

Sonradan gidip karşısına niye çıkmadığımı tahmin etmişsindir. Biliyorsun ki ben evlendim ve birkaç yıl sonra ise boşandım. Onun gibi bir kadının karşısına dul bir adam olarak çıkamazdım. Evlenmeden önce, belki de hala aklında ben varımdır da ondan evlenmiyordur diye düşünüyordum ama ben evlendikten sonra da evlenmeyince sebebin bu olmadığını düşünmeye başlamıştım.

Şimdi diyeceksin ki madem sevdiğin bir kadın vardı, evlendiğin kadına vicdansızlık yapmış olmadın mı diye. Evlenmeden önce, evlendiğim kadın benim aklımın  hala o sevdiğim kadında olduğunu biliyordu ve bunu bilerek evlenmişti benimle. Hayat arkadaşı olmamı istiyordu benden. Ailem de habire ısrar ediyordu. Onların istediği tarzda bir kadındı. Ben de belki toparlarım dedim bu süreçte, bir şeyler belki yoluna girer. Hem şu sevdiğim kadın, belki mutlu olur dedim.

Evlendim ve hiçbir şey yolunda gitmedi. Ben her saniye onu daha çok düşündüm. Mesele onun sadece çok güzel olması değildi ki, her şeyiydi. O benim zihnime de gönlüme de ruhuma da hitap edebiliyordu. Ben evleninceye kadar bunu anlayamamıştım. Evlendiğim kadın da iyi biriydi ama benim zihnime hiç hitap edemiyordu. Bilirsin oğlum, bizim gibi adamların zihnine hitap edebilecek kadın sayısı azdır. Gerçi bizim gibilerin de sayısı azdır ya bu dünyada. Ömrümün en karanlık dönemi oldu, evlilik sürecim. Onu, her gün daha çok özledim. Vicdanım sızlıyordu karşımdaki kadını aldatıyor gibi hissediyordum her gün ama elimden bir şey gelmiyordu. Evli olduğum süreçte, onu takibi bırakmıştım. Hiç haber almıyordum, açıp fotoğraflarına bile bakmıyordum ki unutabileyim. Fotoğraflara bakmayınca zihnime kazınmış olan görüntüsü silinir zannetmiştim. Ne kadar da aptalmışım, silinmedi ve silinmeyecek de. En sonunda dayanamadım, boşanalım olmuyor, senin de kendimin de hayatını mahvediyorum deyip karımdan boşandım.

Kemal çok etkilenmişti bu meseleden ve merak ettiği bazı şeyler vardı: Dayısı neden şimdi gidip de onun  karşısına çıkmıyordu? Nasıl bunca yıl bir insanı sevmeye devam edebilmişti? Acaba sevdiği kadın da hala onu seviyor muydu? Onları bir araya getirmek mümkün olabilir miydi?

Kemal'in cevabını merak ettiği o anki son sorunun üzerine, Kemal dayısına şunu sordu: "dayı bu hanımefendi burada mı yaşıyor?"

Dayısı hüngür hüngür ağlamaya başladı. Kemal ilk kez dayısının böyle ağladığına şahit olmuştu; çünkü dayısı dışardan neşeli bir adam olarak görünür hep.

Dayısı, azıcık sakinleşince, "öldü, o oğlum dedi." Kemal çok üzüldü, ne diyeceğini bilemedi.

Dayısı devam etti konuşmaya. Biliyor musun oğlum, birkaç hafta önce ondan bir kargo geldi bana. Vasiyet etmiş, öldüğünde bana göndersinler diye. Ben de zaten oradan öğrendim öldüğünü.

-Kargoda ne vardı dayı?

-Bütün hayatı vardı oğlum. Oturup yazmış beni çok yoğun düşündüğü zamanlarda. Aslında, biz görüşmeye başladığımız günden başlamış yazmaya. Ondan sonra da devam etmiş. Onun bana dair hissettiği her şeye şahit oldum yazdıklarıyla. O kadar çok üzmüşüm ki onu, onsuz aldığım her nefese lanet ediyorum. Ben kendi başıma karar vererek hayatımın en büyük hatasını yapmışım. O, mutlu olacak diye zannederken ben her gün onu öldürmüşüm. İnsan, sevdiğini öldürür mü be oğlum? Ben, onun tırnağına zarar gelmesin diye kendimi yakabilecek biriydim. Kendimce, onu kendimden uzak tutarak mutluluğa ittim. Oysa, hiçbir şey benim düşündüğüm gibi olmamış. Benim, onun hayatında olmadığım her gün onun için eziyet olmuş. En sonunda dayanamamış ve bu dünyaya gözlerini yummuş. Son gün yazdığı şeyde de yine beni düşünmüş. Yine kıyamamış bana, "üzülme, ben uzaktan sevildiğimi hissettiğim için mutluydum bazen" demiş. Oğlum, ben dünyanın en cesur kadınını sevdim ama ben cesur olamadım. Onu da kendimi de mahvettim.

Kemal de gözyaşlarını daha fazla tutamıyor ve zihninde sanki şimşekler çakıyor.  Gözleri dayısında, diyecek sözüm yok der gibi bakıyor.

-Bunları sana anlatmamın sebebi evladım, risk almaktan korkma. Başkasının yerine de asla karar verme. Kimseyi de onun kendisini düşündüğünden daha çok düşünme. Ben, sevdiğim kadını çok düşündüğümü zannettiğim için bunlar oldu hep. Oysa ki o, benim kafası karışık halimle de mutluymuş. Varlığım, onun için hep yetiyormuş. Bilemedim, bunu ben bilemedim.

.............................

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder